HUZURUM BOZULDU

Bugünlerde evdeki huzurum bozuldu, ağzımın tadı kalmadı. Ne yediğimden tat alabiliyorum ne de içtiğimden!
           
Sebep hanım...
            
İsteği de şu: Evde oturmaktan bıkmış, çalışmak istiyormuş.
           
Yüzüme karşı; “Senin gelirin az. Bu yüzden; kıt kanaat geçiniyoruz, gönlümüzün istediğince yaşayamıyoruz!” diyemiyor. “Evde oturmaktan bıktım!” mazeretini bahane ederek, “Ben de çalışacağım!” diye tutturdu. Sabah beni evden uğurlarken bu sözlerle, işten döndüğümde yine aynı sözlerle ve kappı gibi bir suratla karşılıyor beni. Kaşlarımı çatarak ve sert bir ifadeyle, “Hayır, çalışmayacaksın! Evin hanımı olarak evde oturacaksın. Çalışmana izin vermiyorum!” desem de dinlemiyor.
 
Bu koyun gibi uysal, ağzı var dili yok kadına ne olmuştu böyle? Anlamadım... Önceden “Peki Naci!” der, tek kelime karşılık vermezdi. Şimdilerde –bu çalışma konusunda- çenesi bir açıldı ki sormayın. Bozuk plak gibi hep aynı şarkıyı çalıyor:
 
-Ben de çalışacağım! Ben de çalışacağım!
 
“Ben, konum komşuya; ‘Koca adam! Hane halkının karnını doyuramadı da eşini çalıştırıyor.’ dedirtmem!” desem de devam ediyor.
 
-Konum komşunun hanımları çalışıyor ya! Onların kocaları nasıl izin veriyor? Sen izin versen ne olur? diye karşılık veriyor.
 
Tartışmamız devam ediyor.
 
-Nesrin! Karnınız doymuyor mu? Sizi aç ve çıplak mı gezdiriyorum?
 
-Karnımız doyuyor; şükür, aç ve çıplak da değiliz.
 
-Öyleyse evde otur, çocuklarla ilgilen. Bak, karı koca çalışanların çocukları ilgisizlikten perişan oluyor. Çalışırsan onlarla kim ilgilenecek? Kim önlerine bir kap yemek ısıtıp koyacak? Ders çalışmalarını, davranışlarını kim kontrol edecek?
 
-Çocuklar büyüdüler; biri on, diğeri on iki yaşında. Becerikliler ve sorumluluklarını biliyorlar. Yemeği kendileri ısıtıp yiyebiliyor, ödevlerini yapıp derslerine de çalışıyorlar. Maşallah ikisi de sorumluluk sahibi...
 
Kadın zeki, her soruma bir cevap buluyor. Bazen, “Ya Rabbi! Bu kadar akıllısını niye bana yazdın? Biraz yarım akıllısını nasip etsen olmaz mıydı?” dediğim oluyor. Her geçen gün sabrım azalıyor. Bugüne kadar sövmedim, dövmedim. O üstüme üstüme geldikçe daralıyorum. Bir gün patlayacağım ve hiç iyi olmayacak amma bakalım ne zaman?
 
***
 
Naci, biraz inattır amma iyi insandır. Sonunda beni anlayacak ve çalışmama izin verecektir. Bunu biliyorum ve bu sebeple üzerine üzerine gidiyorum. Nihayet bir gün, sohbetimizde sözü yine döndürüp dolaştırıp benim çalışmam konusuna getirdiğimde sordu:
 
-Söyle bakalım hanım? Ne iş yapacaksın? Dışarda iş ve işçi arayan o kadar çok kişi var ki! Sanki ilçemizde onlarca fabrika var ve her biri üç vardiya çalışıyor da... Patronlar, kapımızın önünde sıraya girmişler; sana, “Aman benim fabrikamda çalış!” diye yalvarıyorlar da...
 
-İlçemizde fabrika yok, biliyorum.
 
-Peki hangi işte çalışacaksın kadın?
 
-Tarla, bahçe işlerinde...
 
-Ne, ne?
 
-İlçemizin ovasında... Çapa yapmağa, mevsimine göre zeytin, darı, meyve toplamaya gideceğim. Hangi iş olursa olsun çalışacağım.
 
-Sıcakta, soğukta dayanabilir misin?
 
-Dayanırım; çok şükür sağlığım yerinde. Ellerin kadınlarından neyim eksik? Elim kolum tutuyor. Evde oturmaktan bıktım.
 
-Ben, evde oturmandan şikâyetçi değilim. Beni her gün işe uğurlayan, dönüşte güleryüzle karşılayan bir eşimin olmasından memnunum. Sen çalışmaya başlayınca, yorgun, asık suratlı bir kadın olacaksın. Bu duruma dayanamam...
 
Onu yumuşatmak için gülümseyerek dibine sokuluyorum.
 
-Aşk olsun Naci! Göreceksin, yine yüzüm gülecek... Sen işten yorgun döndüğünde bana surat asıyor musun da ben sana surat asacağım?
 
Naci susuyor; yüzündeki ifadeden anladığıma göre, “Bu kadınla baş edilmez!” diyordur mutlaka. Pes edeceğine dair işaretler alıyorum. İşte bu çıkışı da pes edeceğinin işareti veya ben öyle algılıyorum:
 
-Benim, senin getireceğin paraya ihtiyacım yok! Kıt kanaat geçiniyor olsak da yok!
 
-Kazandığım parayı ben sana vermeyeceğim ki?
 
Şaşırdı, dondu kaldı. İçinden mutlaka; “Ailede, kadın ile erkeğin paraları ayrı olur mu? Görülmüş değil...” diyordur. Kazanacağım parayı aile bütçesine katmayacak olmamın sebebini düşünüyordur.
 
Bir süre sonra sordu:
 
-Peki o parayla ne yapacaksın?
 
-Emekli olabilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuracağım. Kazancımı da prim olarak oraya yatıracağım.
 
Bunu duyan Naci, gülmeye başladı; hem de katıla katıla güldü.
 
-Neler de düşünürmüş benim sivri akıllı karım! dedi. Tarlada, bahçede çalışacak da, prim yatıracak da, nice zaman sonra emekli olacak... Senin kazancın prim ödemeye yetmez!
 
Sonunda istediğim soruyu sormuştu. Onu razı edebilmek için gereken cevabı vermeliydim.
 
-Yeter de artar bile, diye karşılık verdim. Komşumuz Aynur Hanım, iki kızının çeyiz, düğün masrafını tarlada, bahçede çalışarak kazandıklarıyla karşılamadı mı? Yine komşularımızdan Nazlı Abla, oğlunun üniversite masraflarını tarla bahçe işlerinden çıkarmıyor mu?
 
-Ben, kazancımla çocuklarımı okuturum da, evlendiririm de...
 
-Ondan şüphem yok kocacığım, dedim. Evvela Allah, sonra sen; çocuklarımızı okutursun da everirsin de... Allah sana sağlık versin, seni başımızdan eksik etmesin. Ben o örnekleri, tarla bahçede çalışırarak elde edilen kazancın az olmadığını anlatmak için verdim; prim ödemeye yeteceğini anlatmak için...
 
Kısa bir süre sustu. Susması, pes etmeye yakın olduğunun işaretiydi. Savunma sebeplerini birer birer elinden alıyordum. Bakışları şavklandı; sanırım kendini haklı çıkaracak bir sebep bulmuştu. Bir itiraz daha gelecek gibiydi, geldi de:
 
-Yaz bahar aylarında çalıştın, primlerini de yatırdın diyelim. Peki kış aylarında ne yapacaksın? Emekliliği hak edebilmek için primleri aksatmamak gerekir.
 
-Yazın kazandıklarımdan bir miktarını kış aylarında yatacak primler için ayırırım.
 
-Vay be, tam araştırmışsın! Ya kazancın prim ödemeye yetmezse, o miktarı ayıramazsan?
 
Bu da beklediğim sorulardan biriydi. Gülümseyerek ellerinden tuttum.
 
-O zaman da sen yardımcı olursun kocacığım, dedim. Hanımını boynu bükük, emekli olmaktan mahrum bırakacak değilsin ya!
 
Güldü...
 
-Yaşlandığımızda benim emekli maaşım ikimize yeterdi. “İlle benim de emekli maaşım olsun!” diye diretmesen olmaz mıydı?
 
-Yaşımız ilerlediğinde, çift emekli maaşıyla daha rahat yaşarız canım, dedim.
 
“Tamam, sen bilirsin!” demedi ama sohbeti burada kesti. On beş yıldır hayatımı paylaştığım erkeğimi tanıyorum; bugün yarın, “Ne hâlin varsa gör!” diyecektir, biliyorum...
 
***
 
Kadın milleti, dır dır dır... Yapmak veya yaptırmak istediğini ısrarla söyleye söyleye mutlaka gerçekleştiriyor. Bu kadın, Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurup prim yatırmayı ve sonunda emekli maaşını hak etmeyi kafasına koymuş. Bana maddi yükü de olmayacak; olursa da az olacak...
 
Benim hanım, her konuda hazırlıklıdır. Bu konuyu da araştırmıştır, ölçüp dökmüştür. Onu bir de bu konuda sınava çektim. Bir akşam yemeğinden sonra kahvelerimizi içerken sordum.
 
-Nesrin! Bir tarım işçisi olarak emeklilik ile ilgili neler yapacağını biliyor musun? Sonra “Ben bilmiyorum, formaliteleri sen yapıver!” dersen karışmam...
 
Kahve fincanını kaptığı gibi yanıma, dizlerimin dibine sokuldu.
 
-Biliyorum kocacığım, dedi, hepsini öğrendim.
 
-Peki, anlat bakalım; neler yapacaksın?
 
-Önce Sosyal Güvenlik Kurumuna gidip oradan bir forum dilekçe alacağım. O formu, tarım işçisi olarak çalıştığıma dair doldurduktan sonra muhtara da onaylatacağım.
 
-Sonra?
 
-Sonra İlçe Tarım Müdürüne de onaylattıktan sonra formu götürüp Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğüne vereceğim. Kurumda da onaylanacak ve ben o tarihten itibaren sigortalı sayılacağım...
 
-Her ay prim ödeyeceğim diye çalış hanım çalış! Büyük bir yükün altına gireceksin, dedim.
 
-Allah sağlık verirse zaman gelir geçer, diye karşılık verdi. Biliyor musun? Biz kadın tarım işçileri erkeklere göre daha şanslıyız. Bize yirmi yıl prim yatırma süresi tanımışlar. Erkekler beş yıl daha fazla ödeme yapıyor. Hatta bir çocuğumuz daha olursa doğum yardımı bile verecekler.
 
-Onu geç, dedim gülerek. Üçüncü bir çocuğu ben istesem bile sen istemezsin; çünkü çalışmana ve prim ödemene mani olur.
 
-Evet, ne yazık ki üçüncü çocuğu yapamayacağız. Çünkü doğum öncesi ve sonrası prim ödemeyi durdurma izni de vermiyorlar.
 
-Peki Nesrin hanım! Diyelim ki yirmi yıl prim yatırdın. Sana hemen emekli maaşı bağlayacaklar mı?
 
-Maaş bağlanabilmesi için elli sekiz yaşında olmam gerekiyor; erkek tarım işçileri altmış yaşını bekleyecekler.
 
Bir hesap yaptım.
 
-Demek ki sen, prim ödeme işi tamamlandıktan sonra dört yıl daha bekleyeceksin.
 
-O dört yıl da gelir geçer kocacığım, diye karşılık verdi. Yeter ki sağlığımız yerinde olsun!
 
Boşalan kahve fincanlarını tepsiye koyarken de;
 
-Ne güzel! dedi. “Allah son gürlüğü versin!” der büyüklerimiz. Yaşlandığımızda çift emekli maaşımız olacak; biz de öyle gür bir hayat yaşayacağız.
 
Temennisine “İnşallah!” diyerek katıldım. Nesrin, sonunda beni razı etmiş olmanın sevinciyle gülümsüyordu. Tepsiyi koltuğun üzerine bırakıp boynuma sarıldı.
 
-Teşekkür ederim Naci, dedi. Çok teşekkür ederim. Senden izinsiz yapamazdım...
 
-Ah Nesrin! dedim; sen ne yaman bir kadınsın!
 
***
 
Aylar sonra bir gün, mahalle kahvesinde oturuyorum. Yakın komşularımızdan biri selam verip yanıma geldi.
 
-Naci, arkadaş, dedi. Duyduğuma göre yenge hanım sigortalı olmuş, öyle mi?
 
-Evet, dedim.
 
-Hele bir anlat...
 
-Anlatacağım da ne olacak? diye sordum.
 
-Benim hanım da tarlada bahçede çalışıyor ya; o da bir tarım işçisi olarak sigortalı olmak istiyormuş, diye cevap verdi. “Komşumuz Nesrin sigortalı olmuş. Ben de olacağım.” diye bir aydır başımın etini yiyor.
 
Gülümseyerek;
 
-Otur, dedim; otur, anlatayım. Be komşum! Hemen bir ayda pes edilir mi? Ben tam bir yıl direndim. Sen benden de kılıbıkmışsın...
 
Oturdu, Nesrin’den öğrendiğim ne varsa komşuma anlattım. Benim Nesrin, bu gidişle mahallede ne kadar tarım işçisi kadın varsa ayağa kaldıracak; ben de Sosyal Sigortalar Kurumunun bir memuru gibi komşuları bilgilendireceğim. Durum onu gösteriyor...
 

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile