ZELİHA İLE ÇOBAN

Bir Efsane
SIRAKAYALAR EFSANESİ
 
ZELİHA  İLE ÇOBAN
 
Bir zamanlar, Bulkaz Dağının yaylalarını yurt tutmuş bir Yörük Beyi vardı. Yörük beyinin çok sayıda koyun, keçi ve sığır sürüleri ile yine çok sayıda atları, eşekleri ve develeri varmış.  Koyun ve keçi sürüleri o kadar çok imiş ki Bulkaz Dağının yaylalarına sığmazmış. Bu Yörük beyi, zengin olduğu kadar da gururlu, dediğim dedik cinsinden bir kişiymiş. Kimse onun lâfının üstüne lâf edemez, herkes ondan çekinirmiş, korkarmış.

Yörük Beyinin çok güzel bir kızı varmış; Zeliha… Zeliha hakkında konuşulurken, “güzeller güzeli” diye söz edilirmiş. Ünü; Bulkaz Dağının çevresindeki bütün köylere ve obalara ulaşmış.

Zeliha; kara, uzun saçlarını örük ederek omzundan aşağıya salarmış. Uzun boyu, ince beli, güler yüzü, tatlı dili, temizliği onun özellikleriymiş. Kara kaşlarının altından kara gözleriyle baktığında, gençlerin yürekleri “cızzz” edermiş.

Zeliha, her Yörük kızı gibi pek becerikli ve çok da çalışkanmış. Hayvanların bakımını yapmada çobanlara yardımcı olurmuş. Ev işlerinde de annesinin yardımcısıymış. Pınardan su getirir, hamur yoğurur, ekmek yapar, yemek pişirir, sofra kurar, sofra kaldırırmış. Süt sağar, yoğurt mayalarmış. Konuklar geldiğinde onlara yemek, ayran ikram edermiş. Kısacası, Zeliha’nın işi pek çokmuş. Gün boyu, anası ile birlikte, o işten o işe koşuştururmuş.

Güzel kızın talibi de çok olur tabii… Son aylarda bey çadırına pek sık konuk gelir olmuş.  Bunlar Yörük beyine dünür olmak isteyen kişilermiş. Güzelliği çevrede ün yapmış olan Zeliha ile evlenmek isteyen pek çok genç varmış. O gençler, analarının karşısına geçerek, boyunlarını da bükerek şunları söylerlermiş:

-Güzel anam, anacığım!
Zeliha’ya sevdalandım.
Hayalimde hep o kız var;
İsteyemem başka bir yâr.
Varın, Beyin obasına,                  
Selâm edin babasına!
Allah emriyle isteyin;
Şu gönlümü şen eyleyin…

Gençler böyle söyleyerek ana ve babalarını Yörük beyinin obasına gönderirlermiş.

Bey, uzaktan yakından gelen tüm konukları “Tanrı misafiri” diyerek karşılar, buyur edermiş. Önlerine sofralar kurar, ikramlarda bulunurmuş. Söz döner dolaşır, sonunda Zeliha’nın istenmesine gelirmiş.

Zeliha, konuklara yemek ve ayran ikram ettikten sonra kara çadırın dışına çıkarak konuşmaları dinlermiş.

-Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz… dermiş gençlerin babaları.

Zeliha her seferinde “Beni verecekler!” diye korkar, heyecanlanır, sıkıntısından buram buram terlermiş. Sevmediği biri ile evlenmek istemediği için “Babam beni vermese bari!” der, dua edermiş. Çünkü “Verdim!” dese babasının karşısına çıkarak; “Hayır! İlk defa gördüğüm ve ne olduğunu bilmediğim bir kişiyle evlenmek istemiyorum!” diyemezmiş. Babasından hem korkar hem de utanırmış… Kızcağız, her defasında babasının ne diyeceğini merak edermiş. Kalp çarpıntıları içinde, babasının konuşmasını beklermiş.

Dünür olmak için gelen her konuğa babası;

-Şimdilik kızımı evlendirmeyi düşünmüyorum, diye cevap verirmiş.

Kız bu sözü duyunca rahatlar, derin bir “Oh! çekermiş. “Oh! Babam beni yine vermedi!” diye sevinirmiş. Orada, içinden, babasına teşekkürler edermiş. Çünkü sevmediği biri ile evlenmek istemiyormuş. Çünkü o güne kadar Zeliha’nın karşısına, gönlünün sevebileceği bir genç de çıkmamış.

Bey, dünür olmak için gelenleri azarlar, onları bir dövmediği kalırmış.

-Sen haddini bilmez misin? Hangi cesaretle kız istiyorsun? Bir kendine bak, bir de bana! Sen kendini bana denk mi görüyorsun? dermiş.

Zeliha’yı istemeye gelenler, başları önde, gönülleri kırık çadırdan ayrılırlarmış. Yörük beyi, gelenleri kendisine dünür olacak seviyede görmezmiş. Kızını ya kendisinden varlıklı ya da kendine denk bir ailenin oğluyla evlendirmeyi düşünüyormuş.

Anası ise Zeliha’nın bir an önce gelin olup yuvasını kurmasını istiyormuş. Dünür olmak için gelenlerin hepsinin geriye çevrilmesine gönlü razı olmaz; kızın, uygun görülen birine verilmesini istermiş. Bazı günler, kocasına yalvarırmış:

-Bey! Kızımız evlenecek yaşa geldi. İsteyeni de pek çok. Bu hep böyle gitmez! Oğlan babaları, “Babası kızını evlendirmeye niyetli değil!” diye düşünmeye başlarlar. Çadırımızın kapısını aralamaz olurlar. Gel etme eyleme! Bu fırsatı kaçırmayalım. Zeliha’yı uygun gördüğün, beğendiğin birine verelim artık! Kızımızın evlenme çağı geçmesin; kartlaşıp da kapıda kalmasın. O muradına ersin, biz de sağılığımızda onun evlendiğini görelim, diyormuş.

Kocası, hanımı gibi düşünmüyor, şöyle cevap veriyormuş:

-Ben ki bir Yörük beyiyim!
Katar katar develerim,
Ağıllarda koyunlarım,
Sürülerle keçilerim;
Yaylaklarım, kışlaklarım,
Ünüm, şanım, itibarım,
Dillerde adım var benim.
Ben bir Yörük beyiyim!
Ben karşımda her zaman
Dengimi görmeliyim.
Dünür olacak kişi,
Ya dengim olmalıdır
Ya da çok zengin biri…
Öyle biri isterse,
“Evet!” derim, veririm;
Kızı evlendiririm…
Kadın, karışma bana!
Ben işimi bilirim!

Yörük beyinin çadırına, dünür olmak isteyenlerden biri gelip diğeri giderken… Günler gelip geçerken... Bir gün anası, Zeliha’yı kenara çekmiş.

-Kızım, demiş, güzel kızım!
Kara gözlü nazlı kuzum!
Obamızdan, yad ellerden
Nice gençler seni ister…
Benimle konuşmuyorsun,
“Anacığım!” demiyorsun!
Hâlini anlatmıyorsun!
Sırlarını açmıyorsun…
Beğendiğin biri var mı?
Varsa n’olur söyle bana;
Ben de diyeyim babana…
Seni o gence verelim,
Mürüvvetini görelim…

Zeliha utanmış, yanakları al al olmuş.

-Yok ana, demiş, yok! Gönlümde biri yok.

-Bugüne kadar seni isteyen gençlerden birini olsun beğenmedin mi? diye sormuş anası.

-Beğenmedim, demiş kız.

-Eğer bir gün, birini seversen, ne olur söyle bana!

-Söylerim…

Gerçekten de Zeliha’nın gönlünde kimse yokmuş. Kendisini istemeye gelen gençlerin hiçbirine gönlü ısınmamış. “Belki içlerinden birini sevebilirim!” diye düşünerek kendisini görmeye, istemeye gelenleri tek tek hatırına getirerek düşünmüş; hiçbirine gönlünün ısınmadığını hissetmiş.

Günlerden bir gün… Zeliha derin uykuda iken… Bir rüya görmeye başlamış. Rüyasında, uzaklardan bir kaval sesi geliyor, kız da onu dinliyormuş. Kavalın nağmeleri, çok yanık, çok etkiliymiş. Bu, o güne kadar hiç duyup dinlemediği bir kaval sesi imiş… Rüyasında, kızın gönlüne ılık ılık bir şeyler akmaya başlamış… Birbiri ardınca kavala üflenen türküleri dinlemiş, dinlemiş…

Rüyası bitmiş Zeliha da uyanmış. Uyandığında kalbi hâlâ pır pır ederek çarpmaktaymış. Rüyasının etkisiyle hayal kurmaya başlamış:

-Bu kavalı üfleyen,
Sihirli müziğiyle
Gönlümü hoş eyleyen
Yakışıklı bir yiğit
Olmalı… Biliyorum…
Kaval üfleyen gencin;
Kara gözleri vardır,
Kara kaşları vardır,
Çam gibi uzundur o;
Güçlü kolları vardır…
Bir civandır, yiğittir;
Tam gönlüme göredir…

Kavalın nağmeleri o kadar etkilemiş ki kızcağız, görmediği çobanı hayalinde yakışıklı bir yiğit olarak şekillendirmiş. Hayalinde şekillendirdiği o yakışıklı delikanlıya da âşık olmuş… Zeliha o günden sonra ne rüyasını unutabilmiş ne de hayal ettiği o delikanlıyı… Hiç görmediği o kişiye her geçen gün biraz daha sevdalanmış.

Günlerden bir gün… Zeliha o işten o işe koşuştururken pek yorulmuş. Biraz olsun dinlenmek için bir çamın gölgesine oturarak çevreyi seyretmeye başlamış. O sırada uzaklardan bir kaval sesi ta Zeliha’nın kulağına kadar gelmiş. O kadar yanık, o kadar güzel, o kadar etkileyici imiş… Zeliha, duyunca şaşırmış.

-Aylar önce rüyamda dinlediğim kaval sesi bu! demiş. Hayret, bu kadar benzeyiş olamaz!

Sevinmiş…

-Ses rüyamdaki ses… Bu kavalı üfleyen de hayal ettiğim kişi olabilir mi? diye merak etmiş.

Kavalı üfleyen kişiyi görmeyi arzulamış. Hemen kalkmış, sesin geldiği yöne doğru acele acele yürümeye başlamış. Bir an önce o genci görmek istiyormuş. Bir dereyi aşmış, çalıları dolaşmış. Az gitmiş uz gitmiş; bir yamaçtaki düzlüğe ulaşmış. Orada, bir çoban, ulu bir çamın gövdesine dayanarak kavalını üflemekteymiş. Kendisini etkileyen nağmeler, o çobanın kavalından geliyormuş.

Çoban kaval üflemeye o kadar kendini kaptırmış ki koyunlarına bile bakmıyormuş. “Gelip geçen biri var mı?” diye merak bile etmiyormuş. Hayvancıklar, oraya buraya dağılmış, kendi hâllerine karın doyuruyorlarmış. Dalgın çoban Zeliha kızın da geldiğini, durup kendisini seyretmeye ve dinlemeye başladığını da fark etmemiş.

Zeliha, çobanı daha yakından görmek için, ayaklarının ucuna basa basa çobanın yanına kadar sokulmuş. Çoban, hayal ettiği kişi imiş… Kara gözleri, kara kaşları, kara bıyığı, uzunca boyu, geniş omuzları ile aynı kişiymiş.

-Hayret! Rüyamda ne gördüysem, neyi hayal ettiysem hepsi gerçek oldu… diye söylenmiş.

Kız, bir kayanın üzerine oturup sevdalandığı çobanı hayran hayran seyretmeye ve dinlemeye başlamış. Çoban, dünyadan habersiz, kavalını üflemeye devam ediyormuş.

Az ötedeki bir çamın gölgesinde yatmakta olan çoban köpeği, kızın farkına varmış; Zeliha’ya doğru havlamış… Kız korkudan, “Ay!” diye bağırmış. Bu sesi duyan çoban irkilmiş. Kaval üflemeyi bırakarak çevreye bir göz atmış. Bakmış ki karşısında güzelleri güzeli bir kız… Sormuş:

-Hoş geldin, sefa geldin!
Bir in misin cin misin?
Yoksa sen gerçek misin?
Gerçeksen adın nedir,
Söyle sen kimlerdensin?
Ne işin var burada?
Buraya niye geldin?

Zeliha pek heyecanlanmış. Şöyle karşılık vermiş:

-Ben ne inim ne cinim;
İnsanım, bir kişiyim.
Kavalı dinlemeye,
Seni görmeye geldim…
Şu yaylayı yurt tutan
Yörük beyi, babamdır;
Adım da Zeliha’dır…

Çoban, karşısındaki kişinin dillere destan Zeliha olduğunu öğrenince sevinmiş. Meğer onun gönlü de kızdan yana meyilliymiş! Bu yüzden o da heyecanlanmış.

-Zeliha, kaval üfleyişimi beğendin mi? diye sormuş.

-Beğenmesem gelmezdim, demiş kız. Beni buraya kavalının nağmeleri çekti…

-O zaman otur da dinle…

Çoban kavalını tekrar üflemeye; birbirinden güzel türküleri yanık yanık yorumlamaya başlamış… Zeliha da oturmuş; hem hayalindeki sevgilisi yakışıklı çobanı seyretmiş hem de onun türkülerini dinlemiş. Daha sonra konuşmuşlar, birbirlerini daha yakından tanımışlar. Zeliha rüyasını anlatmış.

-Rüyamda yanık yanık
Bir kaval sesi duydum.
Sonra, “Kaval üfleyen
Nasıl biridir?” diye
Kendimce hayal kurdum.
Hayalimde kurduğum
Kişiye âşık oldum.
Rüyamdaki kişiyi
Bugün arayıp buldum.
O kişi sensin çoban,
Ben seni sevdim çoban… demiş.

Çoban pek sevinmiş. Nasıl sevinmesin? Çevre obalarda, köylerde yaşayan nice gencin sevdiği, evlenmek istediği kız kendisine sevdalıydı… Yanı başındaydı… Bu yörenin en güzel kızıyla evlenmek, bir ömür geçirmek ne güzel olacaktı…

Bir zaman sonra çoban, daldığı hayal âleminden uyanmış. Boynunu bükerek şöyle konuşmuş:

-Sen ki Yörük Beyinin,
Çok varlıklı birinin
Tek, biricik kızısın;
Gönüller yıldızısın…
Ben bir garip çobanım,
Kimsesizim, yalnızım…
Senin gibi güzelle
Evlenmeyi isterim;
Buydu benim dileğim…
Babanın huzuruna
Nasıl varıp gideyim?
Fakir, garip hâlimle
Ona ne diyebilirim?
Korkarım, döver beni,
Kapıdan kovar beni;
Kovup dövse iyi ya
Vurur, öldürür beni…

İki sevdalı genç, bu olumsuzluk karşısında üzülmüşler. Ancak yine de her gün buluşup konuşmaya karar vermişler. Sonraki günlerde, birbirlerine söz verdikleri gibi buluşmuşlar. Diz dize oturmuşlar; el ele tutuşmuşlar. Tatlı tatlı konuşmuşlar. Kavuşmalarının mümkün olmadığını bilseler de ümitlerini kaybetmemişler. “Allah’ım bizleri birbirimize kavuştur!” diye dualar etmişler.

Günler böyle gelip geçerken, zaman akıp giderken… Yörük beyinin adamlarından biri, Çoban ile Zeliha’yı konuşurlarken görmüş. Hemen koşarak gitmiş. Gördüklerini anlatmış.

-Beyim, beni bağışla!
Bir haber vereceğim,
Bir şeyler diyeceğim.
Senin kızın Zeliha,
Bir koyun çobanıyla
Gizlice buluşuyor;
Buluşup konuşuyor.
Onları konuşurken
Görünce geldim sana…
Yalan söylemiyorum,
İftira atmıyorum;
Beyim sen inan bana…

Yörük Beyi, öfkelenmiş.

-Olamaz! diye kükremiş. Çoban kim, benim kızım kim? Davul bile dengi dengine çalar… Ben onlara hadlerini bildiririm…

Emrinde çalışan adamlara emretmiş.

-Çobanı yakalayıp yüz sopa ile cezalandırın. Sonra da uzak diyarlara sürün! Bir daha bu topraklara adımını atmasın. Zeliha’yı da getirip bir çadıra kapatın!

Adamları, çobanı dövüp sürmüşler. Kızı kara bir çadıra hapsetmişler. Zeliha, kendilerine yapılanlara çok üzülmüş. Çobanın sevdasıyla göz yaşları dökermiş. Yemek yememiş, su içmemiş… Her geçen gün, üzüntüsünden zayıflamaya başlamış.

Kızın anası bu duruma çok üzülmüş. Kocasına yalvarmış:

-Beyim, etme eyleme;
Sevenlere kıyılmaz!
Sen ki beysin, büyüksün
Bu hâl sana yakışmaz.
Kız yemiyor içmiyor;
Gözyaşları döküyor;
Zayıfladı zavallı;
Sararıyor soluyor,
Eriyip tükeniyor…

Yörük beyi hanımını azarlayıp kovmuş.

-Bütün suç sende! demiş. Kızına sahip olamadın! Asıl seni dövmek lâzım. Hemen işlerinin başına git! Yoksa fena ederim… Çobana olan öfkemi senden çıkarırım. Söyle kızına! Sevdasından vazgeçsin. Sevda, aşk bunlar boş lâflardır. Aklını başına toplasın. Ben onu bir bey oğlu ile evlendireceğim…

Kadın ne desin? Başını eğmiş, gözleri yaşlı çıkmış çadırdan.

Yörük beyinin huzuruna, obanın ileri gelenleri de çıkmışlar, yalvarmışlar.

-Beyim etme eyleme,
Vazgeç şu kararından,
Vazgeç şu inadından!
Şu gençleri evlendir,
Sevenleri sevindir;
Hem gençlerin yüzünü
Hem de obayı güldür…

Yörük beyi onlara;

-Benim baldırı çıplak bir çobana verilecek kızım yok! Bey kızı, bey oğlu ile evlenmelidir. Çobana kız vereyim de Yörüklerin diline mi düşeyim? Siz benim işime karışmayın! demiş; hepsini kovmuş.

Kız, her geçen gün eriyip gidiyormuş. Yufka yürekli anacığı düşüncelere dalmış. Kadının yüreği herkesten daha çok yanıyor, kızını sevdiğine kavuşturmak istiyormuş. “Çoban da bir insan değil mi? O da Allah’ın kulu… Sevmek, evlenmek onun da hakkı…” diye düşünmüş. Obanın adamlarından birini çağırmış.

-Bana bak, demiş. Beye sezdirmeden, kimselere görünmeden git. Çobanı ara, bul… Gelsin, kızımı kaçırsın; uzaklara götürsün. Haydi, durma git!

Görev verilen kişi, çobanı bulmak için atına binerek obadan ayrılmış. Kadın da hemen kızının yanına gitmiş. Kızını bağrına basmış.

-Canım kızım, güzel Zeliham! diye sevip okşamış. Sararıp solmana dayanamadım. Sevdiğin delikanlıya haber gönderdim. Gelip seni kaçıracak. Artık üzülme…

Kız sevinmiş. Aylardır gülmeyen yüzü gülmüş. Teşekkür ederek anasına sarılmış; onu öpmüş.

Kadının gönderdiği kişi, obaları, köyleri günlerce dolaşmış. Sonunda Çobanı arayıp bulmuş. Ona Zeliha’nın anasının dediklerini anlatmış. Birlikte, bir gece vakti obaya gelmişler. Çoban, atı ile birlikte bir yerde gizlenmiş. Onu getiren kişi, Zeliha’nın annesine haber vermiş. Kadın, hemen Çobanın yanına gitmiş. Çoban onun elini öpmüş.

-İşte geldim anacığım! demiş.

Kadın,

-İyi ki geldin oğlum, demiş. Kızım sararıp soldu. Burada bekle. Ben Zeliha’yı getireyim, demiş.

Annesi, Zeliha’yı getirmiş. İki sevgili, birbirlerini görünce sarılıp ağlaşmışlar. Kadın onları uyarmış:

-Ağlaşmayı bırakıp hemen yola çıkın! Kaçın, çok uzaklara, sizi bulamayacakları bir yere gidin. Sağlıklı, mutlu yaşayın. Bizleri, buraları unutun… demiş.

Çoban, al atının terkisine Zeliha’yı bindirmiş. Gecenin kenarında yol almaya, obadan uzaklaşmaya başlamışlar.

Bu arada nasıl olduysa, Yörük Beyi, kızının kaçtığını öğrenmiş. Çadırının önüne çıkıp adamlarına seslenmiş:

-Hemen atlarınıza binin! O çoban denen kişiyi yakalayıp haddini bildirelim!

Yörük Beyi ile adamları atlarına binerek Çoban ile Zeliha’nın peşine düşmüşler. Heyecanlı bir kovalamaca başlamış. Çobanın atı, iki kişiyi taşımakta zorlanırken, Yörük Beyi ile adamları hızla yaklaşıyorlarmış. Zaman geçtikçe aralarındaki mesafe kapanmaya başlamış. Bulkaz Dağının batı yamacına vardıklarında şafak sökmeye başlamış. Bey ile adamları gençlere iyice yaklaşmışlar. Yörük Beyi, arkalarından seslenmiş:

-Durun! Kaçamazsınız! Elimden kurtulamayacaksınız. Sizi ananızdan doğduğunuza pişman edeceğim!

Zeliha, gelenlere doğru bakmış, korkmuş.

-Çok yaklaştılar, demiş. Tam kavuştuk derken yine ayrılacağız. Babam beni sana vermeyecek…

-Dua etmekten başka çaremiz kalmadı demiş Çoban. Yakalanırsak baban ikimizi de öldürür.

Çoban, arkalarından gelmekte olan babasına bir daha bakmış. Yörük Beyi pek öfkeli bakıyormuş. Kızcağız korkusundan tir tir titreyerek ağlamaya başlamış. Ellerini kaldırmış; hem ağlamış hem sızlanmış hem de yalvarmış:

-Allah’ım! Şu babamı,
Niye zalim yarattın
Ve taş yürekli yaptın?
Taş yürekli bir baba
Yapmamalıydın… Onu,
Bir taş yaratmalıydın;
Bir kaya yapmalıydın…
Çok zordayız Allah’ım!
Bizi zalim babamın
Ellerine düşürme…
Niyazımı çevirme,
Duamı kabul eyle…
Babam ve adamları
Hepsi birer taş olsun!
Kaçalım, kurtulalım;
Evlenip yaşayalım;
Hayatımız hoş olsun…

Zeliha’nın yakarışları, nal seslerine karışıp kayalarda yankılanmış. Yörük Beyi ile adamları Çoban ile kıza iyice yaklaşmışlar. Önde Yörük Beyi, arkasında adamları sırayla, birbiri peşi sıra at sürüyorlarmış.

İşte o anda olmayacak işler olmuş. Yer gök inim inim inlemiş. Dağlar taşlar sallanmaya başlamış. Yüce Allah, Zeliha kızın yakarışlarını boş çevirmemiş. Yörük Beyi ile adamları, atlarıyla birlikte taşlaşıp kalmışlar; sıralı, bir dizi kaya olmuşlar.

Kızın babasına “Zalim!” demesi, Allah’ın gücüne gitmiş olmalı ki Zeliha ile Çoban da altlarındaki at ile birlikte taş olmuşlar; ayrı bir kaya şeklinde oracıkta kalmışlar.
 
***

Yolunuz, Denizli’nin Çivril ilçesine düştüğünde, Gürpınar kasabasına bir uğrayın. Eski adı “Bulkaz” olan bu kasaba yakınlarında Bulkaz Dağı vardır. Bulkaz Dağının batı yamacında sıralı kayalar görürsünüz. Bunlar; yüksek, heybetli ve birbiri ardınca dizilidir. En önde tek bir kaya, arkasında da sıralı kayalar, ilginç görünüşleriyle dikkatleri çeker.

Kasaba halkı, o kayalara, bir taş gözüyle bakmaz. Onlar, Allah tarafından taşlaştırılmış insanlardır. Dizi şeklinde duran kayalara “Sırakayalar” adı verilir. Bunlar zalim Yörük Beyi ile adamlarıdır. Bunların önündeki tek kayaya da “Kızkayası” adını vermiştir. O kaya da Çoban ile Zeliha adlı talihsiz sevgililerdir.

O kayalar, fakir bir çoban ile bir zengin kızı olan güzeller güzeli Zeliha’nın hazin aşkını hatırlatır.

Kayaların yanına vardığınızda, yanık bir kaval sesi ile hüzünlenirsiniz. Az ötelerde sürüsünü güden bir çoban mı kavalını üflemektedir yoksa yüzyıllar ötesinden o fakir Çobanın kavalının sesi midir yankılanan? Ayırıp seçemezsiniz.

Zeliha ile Çobanın hikâyesini, o çevrede çobanlar da anlatmaktadır kavallarını üfleyerek, Gürpınar kasabasının halkı da… Sırakayalar efsanesi, taş yürekli babalara ibret olsun diye hâlâ dilden dile dolaşmaktadır.

Sırakayalar Efsanesi, Ahmet oğlu, 1983 Çivril - Gürpınar beldesi doğumlu,  edebiyat öğretmeni Rüştü Çakır’dan derlenerek “Zeliha ile Çoban” adıyla işlenmiştir. Ocak 2011 DENİZLİ

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile