Sömürgeciliğin Romanı ROBİNSON KRUSOE

Robinson Krusoe (Daniel Defoe, Remzi Yayınevi Çocuk Klasikleri) adlı eseri okumayan yok gibidir. Daniel Defoe’nun bu kitabı, bende iz bırakan ve adını unutamadığım eserlerden biridir. Macerayı konu edinmesi, konusunun ilginçliği, iyi kurgulanmış ve işlenmiş olması, onu, ülkemizde okunur yapmıştır. Elli yıl önce okumuştum, benim çocuklarım okuduğu gibi torunlarım da okuyacaklar. Çünkü bu eser yine vitrinlerde, kütüphanelerde, okul ve sınıf kitaplıklarında; kısacası çocuklarımızın ulaşabileceği her yerde.

Son günlerde bu eser ve Robinson’un hizmetindeki kişinin adı neden Cuma?” sorusu aklıma takıldı. Bu soruya cevap aramak için, elli yıl sonra Robinson Krusoe adlı esere yeniden döndüm ve bu defa bir orta yaşlı kişi ve çocuk edebiyatı sahasında eserler vermiş biri olarak okudum.

Önce eserin konusunu hatırlayalım:

“Eserin hikâyesi 17. asırda yaşanır. Robinson, bir İngiliz gencidir, macera heveslisidir. Arkadaşının babasının kaptanlık yaptığı gemide denize açılır. Başından pek çok macera geçer. Ticareti öğrenir. Gine seferinde zengin olur. Brezilya’da bir ortağı ile birlikte çiftlik alır. Çiftliğe işçi temin etmek için çıktıkları seferde gemileri karaya oturur. Mürettebatın bindiği filika batar. Kahramanımız bir ıssız adaya çıkar. Orada tam yirmi sekiz yıl yaşamak zorunda kalır. Ada macerası içinde, yamyamların elinden kurtardığı Cuma ona arkadaş ve yardımcı olur. Daha sonra isyancı tayfalardan kurtardığı bir gemi kaptanı sayesinde ülkesine döner. Çiftliğini satarak İngiltere’ye yerleşir. Yirmi sekiz yıl yaşadığı ıssız adayı görmek için yeniden oraya gider. Dönüşte Cuma, gemilerini saran yamyamların attığı ok ile öldürülür.”

“Çocuk edebiyatı içinde mümtaz bir yeri olan, masum bir çocuk romanı, peşin hükümle nasıl sömürgeciliğin romanı olarak tanımlanır?” diye sorabilirsiniz. Ben kitabı okuduktan sonra, onu nasıl ifade edebilirim diye düşündüm ve vardığım netice, yazının başlığında kullandığım ilk iki kelime oldu.

Şu cümle, konuyu ve eserin mantığını tanıma açısından önemlidir: “… bir gemi donatıp Gine kıyılarına gitmek, oradan alacakları zencileri (Brezilya’daki) çiftliklerinde boğaz tokluğuna çalıştırmak için…” (s. 31)

Robinson, bu amacı için sefere çıkar. Hikâye bu temel üzerine kurgulanmıştır ve aynı zamanda eserin bütününe de hâkimdir. Robinson o çiftlik sayesinde zengin olmuştur.

Gelelim Cuma meselesine…

Robinson, adada yalnız başına yaşarken oraya yamyamlar, esir ettikleri insanları yemeye getirirler. Sahilde piknik yapar gibi insan kızartıp yerler. Bir defasında bir zenciyi onların ellerinden kurtarır. Zenci müteşekkirdir. “Hemen yere yatıp ayaklarıma kapandı. İki eliyle ayaklarımın tutmuş, mırıl mırıl bir şeyler mırıldanıyordu. İçimden, herhalde benim kölem olmak için ant içiyor diye düşündüm. Öyle ya onu düşmanlarının elinden kurtarmıştım. (s. 104)

“Yanıma yaklaşıp yine ayaklarıma kapandı. Bir şeyler mırıldandı.” (s. 107)

İlk bakışta; “Canını kurtaran kişiye bir vahşinin teşekkür etme şekli ancak bu olabilir ve normal görülmelidir.” denebilir. Orada önemli olan, Robinson’un “kölem olmak için” şeklinde algılamasıdır. Bu algılama şekli ile ayaklara kapanmak, sonraki sayfalarda da “Evet efendim, dedi. Siz ne yaparsanız Cuma onu yapacak.” (s. 123); “-Oh efendim, dedi Cuma.” (s. 188) cümleleri yan yana düşünüldüğünde, niyet ve anlayış, çok net biçimde ortaya çıkıyor.

Aslında kendisi de bir yamyam olan zenci, bir arkadaş ve yardımcı olarak orada yaşamaya başlar. Robinson, zenciye bir ad vermek ister. “Bir süre ne isim versem diye düşündüm. Günlerden Cumaydı. Onu bugün bulduğuma göre, adını da Cuma koymalıydım.” (s. 108)

Aslında zencinin bir adının olması gerekir. İşaretleşmelerle başlayan anlaşmaları, sonraki günlerde, konuşma şeklinde devam edecek ve zencinin kendi adı da ortaya çıkacaktır. Ne var ki İngiliz’in gözünde o kişinin kendi adının (yani kimliğinin) kıymeti yoktur; ona mutlaka yeni bir ad (kimlik) verilmelidir.

Burada aklıma şu sorular geldi:

Eserin orijinalinde de zenciye Cuma adı mı verilmiştir? Yazar, zenciye Cuma gününün İngilizcesi olan “Friday” adını vermemiştir de Türkçeye tercüme edilirken işgüzarlık yapılarak Cuma mı denmiştir? Bu soruların cevaplanması gerekir. Avrupa’da bir futbol takımı var, Kızılyıldız. Avrupa kupalarında bazı yıllar bizim takımlarla da eşleşmiştir. Dikkat ederim, Türkiye dışındaki her takımın adı, orijinal şekliyle yazılır, istisna olarak Kızılyıldız’ın adı tercüme edilerek… Bu takımın –mutlaka- kendi ülkesinde söylenen şekliyle bir adı vardır amma bir ideolojinin sembolünü ad olarak taşıması sebebiyle olsa gerek bizimkiler işgüzarlık yaparak Türkçe şekliyle verirler. Bütün gazete ve televizyonlarda “Kızılyıldız” olarak bahsedilir.

Tekrar esere dönelim. Kitabı okuyan çocuk, macerayı takip edeceği için bilinç altına yerleştirilmek istenen mesajı fark edemez. Mesaj şudur: İngiliz, onun temsil ettiği Batılı, silahı ve tekniği ile güçlüdür, beceriklidir ve efendidir. Cuma, yani onun temsil ettiği İslâm, yani Doğu, ancak Batının hizmetçisi olabilir; ayaklarına kapanarak Batılıya, “Efendim!” diye hitap eder ve etmelidir.

Ben Robinson Krusoe adlı eseri böyle gördüm, siz ne dersiniz?

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile