EREN’İN ZİYARETÇİLERİ

Sınıfta yoklama yapılıyordu. Sıra Eren’in adının okunmasına gelmişti.

-Eren!

Öğretmen, beklediği “Buradayım!” sesini duyamadı. Eren’in sırasına baktı, boştu.

-Bu çocuk bugün de mi gelmedi? diye söylendi.

Ben;

-Evde hasta yatıyor. Dün, annemle birlikte geçmiş olsuna gittik, diye cevap verdim.

Öğretmen yoklamayı bitirdi. Önceden yaptığı gibi hemen derse başlamadı. Sıraların arasında bir süre gezindikten sonra masasına döndü. Tam sandalyesine oturacaktı ki kapı tıklatıldı.

-Giriniz, dedi öğretmen.

Kapı açıldı. Gelen, Eren’in annesi idi.

-Buyurun, dedi öğretmen.

Misafirini kapıda karşıladı.

-Hoş geldiniz!

-Hoş bulduk!

Öğretmen ile Eren’in annesi kapının yanında bir süre ayakta kaldılar. Fısıltılı bir sesle konuşuyorlardı. Bu sebeple çocuklar konuşulanları işitmiyorlardı.

-Eren yine hastalandı, dedi kadın. Çok zayıfladı. İştahsız… En sevdiği yiyecekleri bile iki lokmadan fazla yemiyor.

-Beslenemeyince vücudu zayıflıyor. Yatağa düşüyor, dedi öğretmen.

-Eren’e bir şey yediremiyorum. Artık bu çocukla baş edemez oldum. Ah, iştahla iki lokma yediğini görsem! Sizden bu konuda yardım istemeye geldim. Ne olur bana yardımcı olun! diye yalvardı kadın.

-Size yardım etmek isterim, diye devam etti öğretmen.

-Lütfen… Eren sizin sözünüzü dinler.

-Şu an, nasıl yardım edebileceğimi bilmiyorum. Düşünmem gerekiyor.

-Ah, oğlumun sağlığına kavuştuğu günleri görsem! diye sızlandı kadın.

Eren’in annesi ağlayacak gibiydi. Öğretmen onu teselli etmeye çalışıyordu.

-Siz merak etmeyin. Oğlunuzun yemek yemesi için bir şeyler yapacağım, dedi.
Kadının yüzü güldü.

-Çok memnun olurum öğretmen hanım, dedi, sevinirim… Dersiniz var. Çocuklar sizi bekliyor. Vaktinizi almayayım. Hoşça kalın!

-Güle güle! Üzülmeyin, merak da etmeyin. Bu meseleyi birlikte çözeceğiz.

-Teşekkür ederim.

Eren’in annesi gitti. Öğretmenimiz bize döndü.

-Türkçe kitaplarını çıkarın, dedi.

Derse başladık.

Öğretmenimiz, ikinci ders saatinde, Eren ile ilgili konuşmaya başladı.

-Çocuklar! Arkadaşınız Eren hasta. Sık sık hastalanıyor. Sebebini biliyorsunuz. O, her zaman iştahsız. Çok az yediği için gerekli gıdaları alamıyor; beslenemiyor. Vücudu zayıf kalıyor. Bu sebeple mikroplar onu hep yeniyor… Arkadaşınızı bu durumdan kurtarmak için bir şeyler yapmalıyız.

Bir kız arkadaşımız söz aldı.

-Ne yapabiliriz? diye sordu.

Öğretmenimiz;

-Bu soruyu ben hepinize soruyorum, dedi. Birlikte düşünelim ve ne yapmamız gerektiğini kararlaştıralım. Eren’e yardımcı olalım. Bu konuda arkadaşınızın annesine söz verdim. Düşünün… Tekliflerinizi bekliyorum.

Sınıfça düşüncelere daldık. Öğretmenimizde sıralar arasında gezinerek düşünüyordu. Sınıfta pek alışık olmadığımız sessizliği yaşıyorduk.

Bir süre sonra parmaklar kalkmaya, teklifler birbiri ardınca gelmeye başladı. Bir arkadaşımız;

-Birlikte Eren’in ziyaretine gidelim. Ona, çok özlediğimizi söyleyelim. “Sen de bizi özlediysen beslen, hemen iyileş!” diyelim, dedi.

Bir başka arkadaşımız;

-Yanımızda bir de doktor götürelim. O, Eren’e beslenmesi ve neleri yemesi gerektiğini söylesin, teklifinin yaptı.

Bir başka arkadaşımız ise;

-“Sağlığına kavuşması ve bir daha hasta olmaması için dengeli beslenmesi gerektiğini” arkadaşımıza öğretmenimizin söylemesi daha iyi olur diye düşünüyorum, dedi.

Bir teklif de Necati’den geldi.

-Eren’e, onu sağlığına kavuşturacak yiyecekler götürelim. Süt, peynir, yumurta, bal gibi vitamin deposu yiyecekler…

Necati, yiyecek düşkünü ve şişman bir arkadaşımızdı. Sınıfımızın tombuluydu. Bir şakacı arkadaşımız ona takıldı.

-Anlaşıldı… “Eren’e götüreceğiz!” diye yiyecekleri toplayacak, sonra da kendin yiyeceksin.

Sınıfı gülüşmeler doldurdu. Necati de gülüyordu. Öğretmenimiz, arkadaşlarımızı dikkatle dinledi. Önemli bulduğu teklifleri tahtaya yazmıştı.

-Başka düşüncesi olan var mı? diye sordu.

Sınıftan ses çıkmayınca;

-Çocuklar, dedi. Sizi tebrik ederim. Çok güzel tekliflerde bulundunuz. Şimdi benim de bir teklifim olacak.
Hepimiz merakla ona bakıyorduk. Dinlemeye başladık.

-Eren’i ziyarete sınıfça gidelim. Ancak yanımızda doktor götürmeyelim. Çünkü doktor ona beslenmesi gerektiğini defalarca söylemiştir. Sonra doktordan korkabilir de…

-Evet, doktordan korkabilir, dedi Şeyma arkadaşımız. Çünkü ben de korkarım…

-Doktordan korkulmaz, dedi Hatice. Hasta olmaktan korkulur.

-Arkadaşınız Hatice haklı, dedi öğretmenimiz. Doktor bizi hastalıktan kurtaran kişidir. Ondan korkmamamız gerekir.

Arkadaşlarımız kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Öğretmenimiz kısa bir süre sustu. Sessizlik sağlanınca konuşmasına devam etti.

-Yiyecek de götürmeyeceğiz. Ancak eli boş da gitmeyeceğiz.

Pek meraklanmıştım.

-Kolonya mı götüreceğiz, dedim. Hastaya kolonya götürülür de…

-Evet iyi bildin amma yarım bildin, dedi öğretmen. Kolonya ile birlikte yiyecek taklitleri götüreceğiz. Şimdi siz, “Yiyecek taklitleri ne öğretmenim?” diye sorarsınız. Öyle değil mi?

Hepimiz, “Evet!” diye bağırdık. Öğretmenimizin bakışlarında ve dudaklarında tebessüm vardı.

-Vitamin deposu yiyeceklerin taklitleri, siz olacaksınız, dedi.

Bu sözler hepimizi şaşırtmıştı. “Biz nasıl yiyecek taklidi olabiliriz?” diye bakışıyorduk. Öğretmenimiz bizi daha fazla meraklandırmamak için devam etti.

-Rol dağıtımı yapacağım. Biriniz peynir olacak, biriniz süt… Yumurta, elma, portakal, domates, bal kavanozu da olacaksınız. Herkes bir yiyeceği Eren’e tanıtacak. Rol alan arkadaşlarınıza karton ve kumaşlardan kostümler hazırlayacağız. Rolünü oynayacağınız besinin, faydalarını iyi öğrenmeniz gerekiyor.

Mesele anlaşılmıştı. Eren’in önünde bir tiyatro oynayacaktık. Bir hazırlık dönemi geçirdik. Öğretmenimiz rol dağıtımı yaptı. Şişman arkadaşımız Necati’ye domates rolünü sınıfça verdik.

Ertesi gün, herkes rolünü aldığı yiyeceğin faydalarını anlatan bilgilerle geldi. Öğretmenimizin yardımı ile o bilgileri şiirli konuşma şekline getirdik. Sıra kostüm yapımına gelmişti. Onu da annelerimizin yardımı ile hallettik.

Kostümleri ilk giydiğimiz gün kahkahalarla gülüyorduk. Yalnız ellerimiz ve kollarımız dışarıda kalmıştı. Başımız kostümün içinde idi. Dışarıyı deliklerden görebiliyorduk. Eren bu hâliyle bizi tanıyamazdı.

Ben süt şişesi olmuştum. Birimiz peynir dilimi, birimiz yumurta şekline girmiştik, birimiz de portakal… Bir arkadaşımız, iri bir bal kavanozu gibi görünüyordu. Necati, kırmız, iri bir domates gibiydi.

Birkaç arkadaş çevresinde toplandık.

-Şu iri domates pek lezzetli olmalı. Gelin arkadaşlar şunu yiyelim, dedim.

Necati oyunumuza katıldı. Korkmuş gibi davranarak birkaç adım geriledi. Sonra ellerini kaldırarak seslendi.

-Durun, dedi. Ben Eren için yetiştirildim. Beni Eren yiyecek.

Bir alkış sesi ile kendimize geldik. Öğretmenimiz bizi alkışlıyordu.

-Aferin benim çocuklarıma!

Sınıfta provaları yaptık. Eren’in odasına birer birer girecek ve konuşmalarımızı yapacaktık. Rolünü yapan odadan çıkmayacak, orada kalacaktı. En son birlikte söyleyeceğimiz bir şiirimiz olacaktı.

Öğretmenimiz pek sevinçliydi.

-Sizi tebrik ederim. Rollerinizi başarıyla yapıyorsunuz. Eren sizi dinleyince kısa zamanda okula gelir, dedi.

Sözlerini şöyle tamamladı:

-Hasta ziyaretine kalabalık gidilmez ve orada fazla kalınmaz. Bu sınıfın tümünü götüremem. “Besinler Tiyatro Ekibi”nde bulunan arkadaşlarınızla gideceğiz.

Öğretmenimizin, ekibimize verdiği adı böylece öğrenmiştik. Arkadaşlarımızdan bazıları; “Besinler Tiyatro Ekibi” kelimelerini tekrarladılar. Ben;

-Ne zaman gideceğiz? diye sordum.

-Önümüzdeki Pazar günü, diye cevap verdi öğretmenimiz. Saat on dörtte, okulda buluşacağız.

Pazar günü okulda buluştuk. Erenlerin evi okula yakındı. Oraya yürüyerek gittik. Kapıyı, Eren’in annesi açtı. Bizi görünce pek sevindi. Arkadaşlarımızı uyardı.

-Geleceğinizden Eren’in haberi yok. Ona sürpriz olacak, dedi.

Kostümlerimizi hemen orada giydik. İçeriye ilk olarak, süt şişesi görünüşünde olan ben girdim. Eren, yatağında oturuyordu. Karşısında kocaman bir şişe benzerini görünce şaşırmıştı. Hayretle bakıyordu. İçinden; “Kim bu? Neler oluyor?” der gibiydi.

Çok heyecanlıydım. Az daha; “Geçmiş olsun arkadaşım!” diyecektim. Kendimi tuttum. Rolümü oynamalıydım. Konuşmamı yaptım.
 
-Eren, beni her gün iç;
Hiç hasta olmazsın, hiç!
 
Hem çok güzel büyürsün,
Hem de güçlü olursun.
 
Sağlam olur kemiğin
Hiç bükülmez bileğin,
Hiç çürümez dişlerin.
 
Güzel kardeşim Eren,
Eğer beni içersen;
Beynin hızlı çalışır;
Seninle kim yarışır?
 
Eren güldü ve alkışladı:

-Aferin Altay, dedi. Rolünü pek güzel yaptın.

-Beni hemen tanıdın, dedim.

-Sesinden bildim, diye cevap verdi. Aynı sırada oturan arkadaşımı da tanıyamazsam ayıp bana…

Kenara çekildim. Arkamdan domates girdi. O da kendini anlattı.
 
-Parlak kırmızı rengim,
Çocukları beslerim.
 
Vitaminle doluyum,
Pek tatlı ve suluyum.
 
Mikropları yenerim;
Beni yiyen herkese
Sağlık, kuvvet veririm.
 
Eğer beni yerseniz;
Güzel görür gözünüz,
Makine gibi işler
Mideniz ve kalbiniz.
 
Kanınız pıhtılaşmaz,
Damarınız tıkanmaz.
Tükenmez enerjiniz,
Kolay öğrenirsiniz.
 
Eren kahkahalarla güldü.

-Seni de tanıdım, dedi, Necati’sin…

Necati de gülmeye başladı. Yanıma geldiğinde hâlâ gülüyordu. Odaya kırmızı bir elma rolündeki arkadaşımız girince sustu. Eren’e elmanın faydaları da anlatıldı.
 
-Yeşilim, kırmızıyım,
Meyvelerin hasıyım.
 
Beni görenin ağzı
Sulanır da sulanır.
Yemeyenlerin aklı
Hep üzerimde kalır.
 
Eren, sen beni yersen;
Rahat nefes alırsın
Hep sağlıklı kalırsın,
Her zaman dinç olursun.
 
Diş etinin, dişlerin,
Çocukların dostuyum;
Bir besin deposuyum.
 
Kasları, kemikleri,
Saçları, hücreleri
Gıdalarla beslerim;
Sevimli hâlimle ben
Mutfakları süslerim.
 
Sırada peynir dilimi kostümü giymiş arkadaşımız vardı. O da rolünü pek güzel oynadı. Sözleri hiç hatasız söyledi.
 
-Enerji alacaksan,
Hep güçlü kalacaksan,
Peyniri dilim dilim
Yemelisin güzelim.
 
Sağlam diş istiyorsan;
Kısa kalmayacaksan,
Uzamak diliyorsan,
Peyniri dilim dilim
Yemelisin güzelim.
 
Mikrop kapmayacaksan,
Hasta olmayacaksan,
Peyniri dilim dilim
Yemelisin güzelim.
 
Yumurta kostümü giymiş arkadaşımız da çok komik görünüyordu. Eren ona da gülmeye başladı. Ben de gülümseyerek bakıyordum. Başım kostümün içinde olduğundan gülümsediğimi gören olmuyordu.
 
-Kaslarını beslerim,
Mikropları kovarım.
Seni hep dinç tutarım.
 
Koşar, oynar, yürürsün;
Tam sağlıklı, büyürsün;
Kusursuz, tam görürsün.
 
Kalbin bir saat gibi
Düzgün, güzel çalışır.
Kasların, kemiklerin
Çelik ile yarışır.
 
Tıkanmaz damarların.
Hiç ağrımaz boğazın.
 
Unutkanlığın olmaz,
Beni yiyen yaşlanmaz.
 
Bal kavanozunun görünüşü de pek komik idi. O rolü oynayan arkadaşımız da rolünde başarılı oldu. Şirini hiç hatasız okudu.
 
-Ben meşhurum, ben balım;
Canlara can katarım.
Kanı temiz tutarım,
Damarları açarım,
Ağrıları atarım.
 
Romatizma, sarılık,
Nezle, grip, kabızlık
Daha pek çok hastalık
Beni görünce kaçar;
Beni yiyin çocuklar!
 
Tüm kemikler güçlenir,
Sanki olur bir demir.
 
Sağlık bulur beyniniz,
Süper olur aklınız.
 
Göze kuvvet veririm,
İştahı da açarım.
Sizler beni yiyince
Mutluluktan uçarım!
 
Odaya, en son portakal girdi. Yürüyen bir portakalı görünce Eren kahkahayı bastı. Onu neşeli görmek ne güzeldi! Portakal da kendini bir güzel övdü.
 
-Beni dilim dilim ye;
İstersen suyumu iç.
Grip olmazsın kardeş,
Nezle de olmazsın hiç!
 
“Meyvem!” diye seçersen;
Beni yersen, içersen;
Mikroplar uzak durur,
Vücudun sağlık bulur.
 
Dişlerin, diş etlerin,
Kasların, kemiklerin
Hastalanmaz, çürümez;
Sende mikrop üremez.
 
Faydalan portakaldan,
Korun hastalıklardan.
 
Son arkadaşımız da rolünü oynamıştı. Bu defa Eren’e birlikte seslendik.
 
-Arkadaşımız Eren,
İsteğimiz şu senden:
Lütfen bizi bol bol ye,
Dengeli, iyi beslen.
 
Sen, kavuş sağlığına;
Çabuk gel okuluna.
 
Çok özledik seni biz;
Yapamıyoruz sensiz.
 
Beraber ders yapalım,
Beraber oynayalım.
 
Böylece ekibimiz görevini yapmıştı. Öğretmenimiz, Eren’in annesi ile birlikte elinde bir kolonya şişesi ile odaya girdi. Hediyesini komodinin üzerine bıraktı.

-Geçmiş olsun oğlum! diyerek Eren’i öptü.

Sonra bize döndü.

-Kostümlerinizi çıkarabilirsiniz, dedi.

Çıkardık. Arkadaşımıza;

-Geçmiş olsun! Bir an önce iyileş, aramıza dön! dedik.

Eren çok duygulanmıştı.

-Hepinize teşekkür ederim arkadaşlar. Altay ile Necati’yi hemen tanıdım. Bazı arkadaşları da tahmin ettim. Ancak ne yalan söyleyeyim, iki kişiyi bilemedim, dedi.

Sonra bize söz verdi.

-Söz, bundan sonra beslenmeme dikkat edeceğim. Yemek ayırıp seçmeyeceğim. Her sebze ve meyveyi yiyerek vitaminlerin hepsini alacağım.

Arkadaşımızın bu kararı vermesi bizi sevindirmişti. Eren’in annesi, hepimizi öpüp okşadı.

-Sağ olun çocuklar, dedi. Oğlum, hiç bugünkü kadar neşelenmemiş ve gülmemişti. Eren’i sizin sevginiz ve ilginiz iyileştirecek, dedi.

Hasta ziyaretinde fazla kalınmayacağını biliyorduk. İzin isteyerek ayrıldık.

Eren, bir hafta sonra okula geldi. Sınıfa girdiğinde birinci dersteydik. İyileşmiş, eski yorgun hâlini üzerinden atmıştı.

-Geçmiş olsun Eren! Aramıza hoş geldin! diye bağırdık.

O, hemen gidip sırasına oturmadı. Bir süre kapının yanında ayakta durdu. Bizleri gülümseyerek seyretti. Necati’yi gördüğünde onun üzerine yürüdü. Yürürken;

-Bu kırmızı domates iştahımı açtı. Onu yemeğe geldim! diye bağırıyordu.

Necati, hemen bu oyuna katıldı.

-Herkes beni yemek istiyor. İmdat! Kurtarın beni! diyerek kaçtı.

O gün pek çok güldük.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile