KATİLİN ANASI (Hikâye)

1955 yılıydı. Jandarma Subayı Ahmet beyin İstanbul’a tayini çıkmıştı. Eşyalar toplanıp bir kamyona yüklendi. Otobüs biletleri alındı. Uğurlamaya gelen komşularla, dostlarla, mesai arkadaşlarıyla vedalaştılar. Sonunda hanımı ve iki oğlu ile birlikte otobüse bindi. Kendilerine ayrılan koltuklara oturdular.

Az sonra Çermik’ten ayrılacaklar, Diyarbakır’a doğru yola çıkacaklardı. Dostlar, hatıralar ve ilçe geride kalacaktı. Otobüs hareket etti. Eller sallandı, gözler buğulandı. Dakikalar içinde otobüs uzaklaştıkça, Çermik, bu ilçenin insanları, dostlar geride kaldılar.

Ahmet beyin hatıraları bir film şeridi gibi akıyordu düşüncelerinde. Görev arkadaşları ile ilgili olanlar, askerleri ile birlikte yaşadıkları… Suçlularla ve onların yakınları ile yaşadıkları… Düşünceleri bir yere gelip takıldı; bir katil ve onun annesiyle ilgili hatırasına… Katil, adaşı olduğu için aklında kalmıştı, Ahmet’ti adı, Çermik’in bir köyündendi. Soyadını ne kadar düşündüyse de hatırlayamadı. Bu kanun kaçağının adını duymuş, kendini hiç görmemişti. Bir adam öldürdüğü için aranıyordu. Suç, zaten kendisi Çermik’e gelmeden önce işlenmişti; o zamandan bu yana da yakalanmamıştı.

Katilin anası… O, her ana nasılsa öyleydi işte. Bazı günler köyünden kalkıp Çermik’e geldiği öğrenilir, o zaman hemen karakola davet edilirdi. Oğlu hakkında bilgi alınmaya çalışılırdı.

-Oğlun nerede? Eve gelip gidiyor mu? Görüşüyor musunuz? diye sorular sorulurdu.

Kadın her seferinde;

-Hayır… Onu uzun zamandır görmedim. Eve de gelip gitmiyor, diye cevap verir ve başını eğerdi.

Bir katil anası olmak ve sorgulanmak gücüne gider, için için ağlardı. Onu konuşturmaya çalışırlardı.

-Anacığım! Oğlun bir gün mutlaka yakalanacak ve cezasını çekecek. Eve geldiğinde haberimiz olsun. Yakalayalım, böylece cezasını bir an önce çeker. Dağda bayırda yaşamaktan kurtulur. Sen de böyle tedirgin ve üzgün yaşamazsın, derlerdi.

Ricalar, üstelemeler karşısında kadının son sözü şöyle olurdu:

-Başım gözüm üstüne kumandan bey…

O, bir gün bile; “Oğlum geldi, onunla konuştuk.” dememişti. “Şu gün, şurada buluşacağız. Gelin yakalayın!” diye bilgi vermemişti, vereceği de yoktu. Bir anadan, oğlunun suçlu olduğunu bilse de bu tür bir ihbar yapması beklenilmezdi.

Ahmet bey, yaşlı kadına karşı çok iyi davranırdı. Onunla kendi anasıyla konuşuyormuş gibi konuşurdu. Saygı gösterir, hürmet eder, bir ihtiyacı olup olmadığını sorardı. Çay ikram eder, yemek yedirirdi. Gönlünü alır, elini öper, karakoldan öyle uğurlardı.

Suç ve suçlu, her yerde olduğu gibiydi Çermik’te. Dağlar tekin değildi. Eşkıyalar, kanun kaçakları dağlarda barınırdı. Ahmet bey, korkusuzdu. Bazı günler, atını dağlara sürer; saatlerce, tek başına gezerdi.

-Gitme, vururlar, öldürürler! derlerdi dostları.

O;

-Ecel her yerde var, yatakta da, dağda da… Ben devletimin güvenliğini temsil eden bir kumandanım. Devletimi her yerde temsil etmeliyim, diye karşılık verirdi.

O günlerde ne karşısına çıkıp bir şey diyen olmuştu ne de kabadayılık yapan…

Otobüs, bir zaman sonra Ergani’ye ulaştı ve durdu. Oradan da yolcu alınacaktı. Başka yolcularla birlikte, iki jandarmanın arasında, bilekleri kelepçeli biri bindi. Kelepçeli kişi ile bir er, Ahmet beyin hemen arkasındaki koltuğa oturdular.

Ahmet bey de jandarma komutanıydı ve üniformalıydı. Bu sebeple bu yolcular ilgisini çekmişti. Kelepçeli kişi; iyice esmer, kara ve uzun bıyıklı biriydi ve dik dik kendisine bakıyordu.

Merak içindeydi Ahmet bey, “Bu suçlu kim acaba? Ne yaptı da elleri kelepçelendi?” diye düşünüyordu. Kelepçeli kişinin bakışlarından da şüpheleniyordu. Hatıralarını deşeledi, bir şey bulamadı. “Böyle niceleri ile karşılaştım. Onlar beni tanırlar amma benim onların hepsini aklımda tutmam ve hatırlamam mümkün değil.” Göz ucuyla arkadakileri süzerken bunları düşünüyordu.

Otobüs tekrar hareket etmiş, Ergani’den de ayrılmışlardı. Arka koltuktakilerden biri seslendi.

-Kumandan, beni tanıdın mı?

Seslenen, eli kelepçeli kişiydi. Ondan yana dönmeye çalışarak cevap verdi.

-Hayır, tanımadım.

-Tanımamakta haklısın çünkü sen beni hiç görmedin amma ben seni biliyorum. Ben, sizin aradığınız kişiyim. Adam öldürmekten aranıyordum.

-Yaa?

-Evet… Adım Ahmet…

-!!!

-Beni Ergani jandarmaları yakaladı. Diyarbakır’a götürüyorlar.

-Geçmiş olsun.

Bu kişi, ilçeye karakola davet ettiği, ağzından oğlu için lâf almaya çalıştığı kadının oğluydu. “Kadıncağız oğlunun yakalanmasına üzülmüştür amma önünde sonunda olacağı buydu. Oğlu cezasını tamamlar. Bu arada anası da hasretlik çeker amma hapisten çıktığında yine kavuşurlar.” diye söylendi içinden.

Birkaç dakika böyle geçti. Ahmet bey, bir taraftan geride kalan Çermik ilçesini ve orada kalan dostlarını, diğer taraftan İstanbul’da hayatının nasıl olacağını düşünüyordu. Bir küçük ilçeden, İstanbul gibi büyük bir şehre gitmek, onun kalabalığı içinde görev yapmak ve yaşamak çok farklı olacaktı, çok.

Ne var ki sessizlik kısa sürdü. Kelepçeli kişi, konuşmayı sürdürmek istiyordu. Sohbeti yine bir soru ile başlattı. Ahmet bey de konuşmaya katıldı.

-Siz şu anda sağsınız, değil mi kumandan?

-Evet, Allah’ın izniyle yaşıyorum.

-Siz şu anda yaşıyor olmanızı, Allah’ın izni ile birlikte anama da borçlusunuz.

-Neden?

Konuşma ilginçleşmişti, kelepçeli kişinin daha diyecekleri vardı. Ahmet bey, suçludan yana döndü, dinlemeye başladı.

-Siz dağda gezerken, defalarca namlumun ucunda hedef oldunuz. Parmağım tetikte öylece bekledim. Sizi öldürmeyi çok istedim amma bir türlü tetiğe dokunamadım.

Ahmet bey, dağda tek başına dolaştığı günleri hayal etti. Demek ki namlunun ucunda, ölümün kıyısında kalmıştı bazı zamanlar. “Belki şehit düşerdim.” diye düşündü ve sordu.

-Neden öldürmedin?

-Ne zaman tetiği çekmeye karar versem, gözümün önüne anam geldi, onun söylediklerini hatırladım.

-Ne demişti ananız?

-Ben yakalanma korkusu ile ilçeye gidemiyordum. Bu sebeple anamla dağda buluşup konuşuyorduk. O, her buluşmamızda bana; “Sakın ha, Kumandan Ahmet beyi öldürme!” diyordu. “O çok iyi bir insandır; alçak gönüllü ve merhametlidir. Bana çok iyi davranıyor, kendi anası gibi hürmet ediyor, ikramda bulunuyor. Onu öldürürsen hakkımı helal etmem, sütümü de haram ederim.” diye tembihte bulunuyordu.

Gözleri buğulanmıştı Ahmet beyin. Yaşlı kadının hâli tekrar gözlerinin önüne geldi. “Ah, analar!” diye mırıldandı, “Yürekleri merhamet, sevgi dolu analar!” Bir insan olarak gösterdiği hürmetin, iyiliğin nelere sebep olduğunu düşündü. “İyilik yapmak hayat kurtarıyormuş…” diye söylendi…

Bir süre duygu yoğunluğu içinde kaldıktan sonra katile döndü.

-Tekrar geçmiş olsun adaşım, dedi. Cezanı çektikten sonra köyünde düzgün ve mutlu bir hayat yaşarsın. Seni ziyarete geldiğinde anana selamımı ve teşekkür ettiğimi söyle. Benim yerime de ellerini öpüver.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile