FESTİVALDE

 -Bu yazı, sayın Mehmet GEDİZLİ’nin “Okuyabilmek / Yazabilmek / Söyleyebilmek” adlı eserlerinden ilham alınarak, çocuklarımız için yazılmıştır. Bu üçlü konuya bir de “Dinleyebilmek” eklenmiştir.

Köyüme yakın bir kasabada festival yapılacaktı. O kasabanın belediye başkanı ile ilköğretim okulu müdürü çıkageldiler.

-Oğuzsoylu, dedi başkan, seni kasabamızdaki festivale davet ediyoruz.

-Davetiniz için teşekkür ederim, dedim. Ta ayağıma kadar geldiniz. Ben de sağ olursam o gün kasabanızda olacağım.

-Geldiğine göre çalıp söylersin. Programda sana da yer ayırdık, diye devam etti başkan.

-Hay hay, dedim, memnuniyetle. Siz benden kasabanızın bütün insanlarına çalıp söylememi, onları eğlendirmemi istersiniz.

-Evet… 
                                          
-Davet ettiğiniz türkü ve şarkı söyleyen sanatçılar halkı eğlendirirler. Ancak unuttuğunuz bir şey var; ben çocukların ozanıyım. Onlara çalar söylerim.

Okul müdürü ile başkan bakıştılar. Müdür bey;

-Programa çocuklar için bir bölüm ekleriz. Bu festivalde ilk defa çocuklar için bir etkinlik yapılmış olur.

Anlaştık…

Günün geçmezi olmaz… O gün geldi, festivale katıldım. Festival programında benim için bir saatlik zaman ayırmışlardı. Çocuklar alanı tıklım tıklım doldurmuştu. Alkışlar arasında sahneye çıktım. Onları sazım ve dörtlüklerden oluşan sözümle selamladıktan sonra önceden düşündüğüm bir konuda çalıp söylemeye başladım.
 
Şu dört özelliğe yaslanır insan:
Konuşmak, okumak, yazmak, dinlemek…
Onlar olmayınca paslanır insan;
Konuşmak, okumak, yazmak, dinlemek…
 
İnsanı yüceltir bu özellikler,
Saydırır, sevdirir bu özellikler.
Herkeste olmalı bu güzellikler;
Konuşmak, okumak, yazmak, dinlemek…
 
Onlar ki benziyor dört güzel güle,
Oğuz ayrı ayrı alalım ele,
Ayrıntılarıyla gelsinler dile;
Konuşmak, okumak, yazmak, dinlemek…
 
Sazımı susturdum.

-Çocuklar! İnsanlarda olması gereken özellikler nelermiş? diye sordum.

Bir ağızdan;

-Konuşmak, okumak, yazmak, dinlemek… diye cevap verdiler.

-Aferin, dedim onlara… Şimdi isterseniz konuşmak üzerine çalıp söyleyeyim.

Sazımın üzerine eğildim.
 
Eee, ııı… diye takılmadan,
Özgüvenle, sıkılmadan,
Bıktırmadan, bıkılmadan
Konuşabilmek ne güzel!
 
Söz üstümüze düşünce,
Bize biri danışınca,
Pınardan su akışınca
Konuşabilmek ne güzel!
 
Bilgi ile doldurarak,
Duygu düşünce katarak,
Kelimeleri seçerek
Konuşabilmek ne güzel!
 
Bağırmadan çığırmadan,
Dinleyenleri kırmadan,
Atıp tutup savurmadan
Konuşabilmek ne güzel!
 
Asıl konudan kopmadan,
Başka konuya sapmadan,
Fazla süsleme yapmadan
Konuşabilmek ne güzel!
 
Oğuzsoylu artık yeter,
Gevezeden herkes kaçar.
Tatlı dille, azar azar
Konuşabilmek ne güzel!
 
Sazdan başımı kaldırınca çocuklar alkışladılar.

-Daha sözüm bitmedi. Alkışı en son isterim, dedim. Güzel konuşma hakkında çalıp söyledik. Şimdi sıra hangi konuda?

-Yazma konusunda… diye bağrıştılar.

-Öyleyse dinleyin…

Sazın teli, Oğuz dedenizin dili, “yazabilmek” konusunu anlattı.
 
Bir hikâye, roman veya bir şiir
Yazmak her insana vergi değildir;
Yazmak için kabiliyet gerekir
Şiir, roman yazabilmek ne güzel!
 
Ancak “yazmak” her insanda olmalı;
Herkes kendisine konu bulmalı.
Çağdaş insan kalemini almalı;
Kalem alıp yazabilmek ne güzel!
 
Kişi, hiç olmazsa bir “günlük” tutar;
Hatıralarını deftere yazar.
Artık unutulmaz, orada yaşar…
Günlük tutup yazabilmek ne güzel!
 
“Güldeste” adıyla defter tutarız;
Güzel söz ve şiirleri yazarız,
Güzellikler içer(i)sinde yaşarız…
Derleyerek yazabilmek ne güzel!
 
Oğuzsoylu; kurallara uyarak,
Söze uygun, kelimeler bularak,
Kısa ve özlü cümleler kurarak
Yazabilmek, yazabilmek ne güzel!
 
“Yazabilmek” konusunda bu kadar konuştuktan sonra hemen “dinlemek” konusuna geçecektim Ancak onlara sorularım vardı.

-Aranızda şiir yazan var mı?

Beş on kişi parmak kaldırdı.

-Peki hikâye yazan var mı?

Birkaç kişi daha ellerini kaldırdı.

-Pek güzel, dedim. Şiir ve hikâye yazanlar, ürünlerini deftere yazsınlar. Öğretmenlerine göstersinler. Onların tavsiyelerine uysunlar. Şimdi de şu soruma cevap verin: Günlük tutuyor musunuz?

Orada bulunan çocukların pek çoğu ellerini kaldırdılar.

-Size kocaman bir aferin daha, dedim. Siz tam benim aradığım çocuklarsınız. Beni sevindirdiniz, coşturdunuz. Size “dinlemek” konusunda da çalıp söyleyeyim.

Mızrabı elime aldım, sazımın üzerine eğildim.
 
Kimi söyler, kimi dinler
Amma zor iştir dinlemek!
Dikkati toplayan anlar,
Amma zor iştir dinlemek.
 
Bir konferansta, sohbette,
Anlamak varsa niyette
Dinlemek lazım elbette…
Amma zor iştir dinlemek.
 
Dikkati toplamak zordur,
Kimi esner, kimi uyur;
Kimi aradığın(ı) bulur…
Amma zor iştir dinlemek.
 
Dinlemek; saygı gereği,
Yüceltecektir bireyi;
Getirir bilgilenmeyi…
Amma zor iştir dinlemek.
 
Dinlemek; medeni tavır,
Sabır gerektirir, sabır…
İnsan neler faydalanır…
Amma zor iştir dinlemek.
 
Dinlemek; notlar alarak,
Merak ettiğin(i) sorarak
Sohbete katkı yaparak…
Amma zor iştir dinlemek.
 
Dinler iken söz kesilmez,
Bir şeyler yenip içilmez.
Zırt pırt kalkılıp gezilmez…
Böyle zor iştir dinlemek.
 
Sohbetlerde buluşuruz,
Dinlemeye çalışırız,
Bu zor işe alışırız…
Amma zor iştir dinlemek.
 
Oğuzsoylu hep söylersin!
Sen ki ne zaman dinlersin?
Zaman gelince anlarsın…
Alışınca kolay iştir dinlemek.
 
Sazdan başımı kaldırdım. Çocuklara şöyle bir baktım. Bazıları arkadaşları ile konuşuyor, bazıları sağa sola bakınıyorsa da ilgileri yerindeydi.

-Aferin size, dedim. Dinlemeyi de biliyorsunuz. Dinlemeyi bilen kazançlı çıkacaktır. Gelelim “okumak” konusuna… Bu konuda büyüklerinizden, öğretmenlerinizden çok söz dinlemişsinizdir. Bir de beni dinleyin…
 
Okumaya alışırsa bir insan
Dikkatini toplamayı öğrenir.
Dikkatini toplamayı bilince
Dinlemeyi, anlamayı öğrenir.
 
Farklı olur kitap kitap gezenler.
Farklı olur okuyanlar yazanlar,
Kitap deryasında yelken açanlar
İnsan gibi yaşamayı öğrenir.
 
Okuyan, bak neler neler kazanır;
Mânâ yüklü kelimeler kazanır,
Sözü, düzgün cümlelerle bezenir;
Şiir gibi konuşmayı öğrenir.
 
Bir ifade ustasıdır her yazar,
Güzel yazı örneğidir kitaplar
Okuyan hepsinden bir hüner toplar;
Düşüncesini yazmayı öğrenir.
 
Okumaktır yavrum her şeyin özü,
Düzgün olur okuyanların özü.
Ufuk ötesini seyreder gözü,
Bilgilerde buluşmayı öğrenir.
 
Her kitap bir çiçek, okuyan arı…
Oğuzsoylu sever okuyanları.
Kitaplara koşan Türk çocukları,
Anlaşmayı, paylaşmayı öğrenir.
 
Böylece festivaldeki programımı bitirmiş oluyordum. Çocukları selamladım. Onlardan hak ettiğim alkışı bolca aldım.

PAYLAŞMAK İÇİN:

Paylaş - Facebook Paylaş - Twitter

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile